Değerli Ozdoganpromosyon okurları, bu makalemizde “Kocaeli Başiskele neyi meşhur” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.
Kocaeli Başiskele neyi meşhur? Bir yolculuğun içinde kaybolduğum gün
Bazen insan kendi hayatından kaçmak ister ama nereye giderse gitsin aslında kendini de yanında götürür. Ben o gün Kayseri’den çıkıp Kocaeli’ye doğru giderken tam olarak bunu bilmiyordum. Sadece içimde tuhaf bir sıkışma vardı. Sanki uzun zamandır yazmadığım günlüğüm bile bana küsmüştü.
Otobüsün camından dışarı bakarken kendi kendime sürekli aynı soruyu tekrarlıyordum: Kocaeli Başiskele neyi meşhur? Bunu internetten okumuştum ama aslında merak ettiğim şey yemekler ya da turistik yerler değildi. Ben başka bir şey arıyordum. Bir his. Bir karşılık. Belki de biraz huzur.
Yolun başında içimdeki boşluk
Kayseri’den çıkarken hava soğuktu. Annem kapıda “kendine dikkat et” dedi. Çok konuşmadık. Zaten bazı vedalar konuşarak değil, bakışlarla yapılır.
Otobüste koltuğuma oturduğumda içimde garip bir hayal kırıklığı vardı. Sanki nereye gidersem gideyim aynı duygular beni takip edecekmiş gibi hissediyordum. Günlüğüm çantamdaydı ama açmadım. Yazacak kelime bulamıyordum.
Bir noktada telefonumu açıp tekrar yazdım:
“Kocaeli Başiskele neyi meşhur?”
Ama bu kez cevabı Google’dan değil, hayatın içinden bulmak istiyordum.
İlk karşılaşma: Başiskele’nin sessizliği
Şehre vardığımda ilk hissettiğim şey sessizlik oldu. Kayseri’nin sert rüzgârına alışmış biri olarak buradaki hava bana farklı geldi. Daha yumuşak, daha ıslak, daha sabırlı.
Bir sahil yoluna yürüdüm. Deniz vardı. Ama öyle bağıran bir deniz değil. Sanki konuşmayı bilen ama susmayı da seven bir insan gibiydi.
O an içimden geçirdim:
“Demek Kocaeli Başiskele neyi meşhur? sorusunun cevabı sadece yerler değil, bir hismiş.”
Ama yine de içimdeki boşluk tam dolmamıştı. Çünkü ben hâlâ kendimden kaçıyordum.
Bir çay bardağında başlayan tanışıklık
Sahilde küçük bir çay bahçesine oturdum. Masada tek başımaydım. Çayın buharı yükselirken elim titriyordu. Yazmak istiyordum ama kelimeler gelmiyordu.
Yan masada iki kişi konuşuyordu. Konu yine aynı yere çıktı: “Buralar eskiden daha sakindi.”
Bu cümle beni bir anda yakaladı. Çünkü ben de hayatımın bir dönemini hep böyle anlatıyordum: “Eskiden ben de daha sakindim.”
İşte o an fark ettim ki, Kocaeli Başiskele neyi meşhur? sorusu sadece bir ilçe sorusu değilmiş. İnsanların geçmişe duyduğu özlemmiş.
Çayımı içerken içimde küçük bir umut filizlendi. Belki de ben de değişebilirdim. Belki de bu şehir bana bunu anlatmaya çalışıyordu.
Deniz kenarında kırılan bir sessizlik
Akşamüstü sahilde yürürken dalgaların sesi daha güçlü gelmeye başladı. Gökyüzü gri ile turuncu arasında gidip geliyordu. O an durdum.
Çünkü içimde bir şey kırıldı.
Kendime itiraf ettim:
“Ben mutsuzum.”
Bunu söylemek kolay değildi. Ama söyleyince sanki üzerimden bir yük kalktı. Kayseri’deyken hep güçlü görünmeye çalışıyordum. Ama burada, yabancı bir sahilde, bunu saklamanın anlamı kalmamıştı.
İçimden geçen ikinci cümle daha netti:
“Belki de Kocaeli Başiskele neyi meşhur? sorusunun cevabı, insanın kendine dürüst olmayı öğrenmesi.”
İlk gerçek fark ediş
O gün sahilde uzun süre oturdum. İnsanlar gelip geçti. Çocuklar koştu. Bir çift el ele yürüdü. Yaşlı bir adam denize baktı, sanki geçmişiyle konuşuyordu.
Ben ise sadece izliyordum.
Ve ilk defa şunu hissettim: Ben de bu hayatın içindeyim ama sanki dışında kalmışım gibi.
Bu his hem canımı yaktı hem de garip bir şekilde beni uyandırdı.
Başiskele’nin meşhur olan şeyleri değil, hissettirdikleri
Ertesi gün daha erken kalktım. Bu kez amacım gezmek değildi. Sadece yürümekti.
Yolda küçük kahveler gördüm. İnsanlar acele etmiyordu. Kimse koşmuyordu. Bu bana tuhaf geldi. Çünkü ben sürekli yetişmeye çalışan biriydim.
Kendi kendime sordum:
“Ben neye yetişiyorum?”
O an fark ettim ki, Kocaeli Başiskele neyi meşhur? sorusunun cevabı aslında listelenen şeyler değilmiş. Sahil, doğa, kahvaltı mekânları… Bunlar sadece görünen kısmıymış.
Asıl mesele, burada hayatın biraz daha yavaş akmasıymış.
Bir bankta geçen iç hesaplaşma
Bir banka oturdum. Defterimi açtım. Uzun zamandır ilk kez yazmaya başladım.
“Ben neden bu kadar yoruldum?”
Bu sorunun cevabını bilmiyordum. Ama yazdıkça içim açıldı.
Kayseri’deki hayatımı düşündüm. İş, sorumluluklar, beklentiler… Hep bir şeylere yetişme hali.
Sonra Başiskele’deki bu sessizliği düşündüm.
Ve şunu yazdım:
“Belki de ben hızlı yaşamaya alıştım ama mutlu olmaya değil.”
O an gözlerim doldu. Bunu inkâr etmedim.
Bir yabancının bana söylediği cümle
O sırada yanımdan geçen orta yaşlı bir adam selam verdi. Oturduğum bankın yanına geldi. Hafif gülümsedi.
“Yeni misin buralarda?” dedi.
Başımı salladım.
Sonra şunu söyledi:
“Burası insanı ya sakinleştirir ya da sıkıştırır. Ortası yok.”
Bu cümle gün boyu aklımdan çıkmadı.
Çünkü ben tam ortada kalmıştım. Ne tamamen huzurluydum ne de tamamen kaçmıştım.
Ve tekrar düşündüm:
Kocaeli Başiskele neyi meşhur? Belki de insanı kendine mecbur bırakması.
Gecenin getirdiği farkındalık
O gece kaldığım küçük pansiyona döndüm. Pencereyi açtım. Denizden gelen hafif rüzgâr odaya doldu.
Defterimi açtım ve uzun uzun yazdım.
“Bugün ilk defa kendimi dinledim.”
Bu cümle bana yabancı geldi ama doğruydu.
İçimdeki hayal kırıklığı tamamen geçmedi. Ama yerini küçük bir umut aldı. Sanki hayat tamamen bitmemişti. Sadece ben yanlış yerden bakıyordum.
Umut ile kaygı arasında
Bir yandan burada kalmak istedim. Sanki hayatım biraz yavaşlasa her şey düzelecekmiş gibi geldi.
Ama diğer yandan içimde bir ses vardı:
“Ya kaçtığın şey seni burada da bulursa?”
İşte bu soru beni en çok zorlayan soruydu.
Son gün: Başiskele’den ayrılırken
Son gün sahile tekrar gittim. Aynı bank, aynı deniz, aynı sessizlik.
Ama ben aynı değildim.
Artık Kocaeli Başiskele neyi meşhur? sorusuna farklı bakıyordum. Bu soru bana şehirleri değil, insanın kendini keşfetme halini hatırlatıyordu.
Valizimi alıp yola çıktığımda içimde karmaşık bir duygu vardı. Ne tamamen mutlu ne tamamen üzgündüm.
Sadece daha farkında hissediyordum.
İçimde kalan son cümle
Otobüse binerken son kez arkama baktım.
Ve içimden şunu söyledim:
“Belki de mesele nereye gittiğim değil, kendimle ne yaptığım.”
Başiskele bana bunu öğretti. Sessizce, bağırmadan, zorlamadan.
Ve belki de en önemlisi şuydu:
Bazen insanın kendini duyması için başka bir şehrin sessizliğine ihtiyacı vardır.
Benzer Bir Yazı: Kocaeli Avrupa yakasında mı ?